TOSBAĞA TV
bilgisayar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilgisayar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2010 Salı

Chris Pirillo Kimdir ?

Christopher Joseph Pirillo (born July 26, 1973) is the founder and maintainer of Lockergnome, a network of blogs, web forums, mailing lists and online communities. He spent two years hosting the TechTV television program Call for Help, where he also hosted the first annual Call-for-Help-a-Thon. He now hosts videos on several internet sites, including CNN, YouTube, ustream.tv, and his own website.
Biography

Pirillo was born on July 26, 1973 in Des Moines, Iowa. He studied at the University of Northern Iowa, where he majored in English education. For a short time he was a 7th grade English student teacher at Coke R. Stevenson Middle School in San Antonio, Texas. He currently lives in Seattle, Washington with his two dogs, Wicket and Pixie, after whom the bots on his IRC chat room are named.Pirillo streams video of his office live 24/7 and has a large community of dedicated supporters that watch his frequently recorded videos on various tech based and non-tech based topics.
Projects

Since 2001, Pirillo has hosted Gnomedex, a yearly conference covering art, science, social media, blogs and new and emerging technologies and concepts, such as Web 2.0. Gnomedex 10 was held August 19 through August 21, 2010 in Seattle, Washington.
Pirillo Streams Live from his home office on Ustream and is one of the more popular streams, with over 5,000 people regularly watching his videos there. His live stream is the basis for YouTube videos recorded daily with a focus on software, computers, iPhone applications, operating systems, gaming and other technology-related topics and events. As of August 16, 2010, Pirillo has had over 88,000,000 views. On January 20, 2010 he reached 100,000 subscribers on his YouTube channel.
In January 2010, Chris began hosting "Help Desk with Chris Pirillo", a weekly live video call-in show on Microsoft's Channel 9 web site. At the moment, the show is only starting with the pilot and its activity is pending on the success of that pilot.
Pirillo runs several online communities. His Lockergnome blogging network has over 100,000 members. Geeks, his Ning-based social network, has over 24,000 users.
Lockergnome originally started as a technology mailing list in 1996, offering tricks and tips for operating systems and applications, software suggestions (with an emphasis on public domain and shareware software) and web site recommendations.Several mailing lists are now provided, offering technology Advice and Tips  and other content syndicated from Lockergnome's blogs and web forums, including IT Professionals  and problem solvers.
Chris Pirillo is the author of several books, including Poor Richard's E-mail Publishing, Online! The Book with John C. Dvorak and Wendy Taylor, and several ebooks.
Şimdilik ingilizce bilgi....

15 Kasım 2010 Pazartesi

Silikon Vadisi'nin Türkleri

Oracle’da çalışan sekiz mühendis TurkAvenue San Fransisco temsilcisi Ayşe Önal Zamboğlu’nun çabalarıyla biraraya geldi. Deneyimlerini paylaştı. Oracle Silikon Vadisi’nin efsane firmalarından biri. Bundan 30 yıl önce kurulmuş olmasına karşın, kendisini sürekli yenileyerek en iyi firmalardan biri olmayı uzun seneler boyunca başarmış, oturmuş bir şirket kültürüne sahip, çalışanlarına önem veren, güzel kampüsü ile dikkat çeken, konusunda başarılı hemen her mühendisin çalışmak istediği bir şirket.
Silikon Vadisi’nin her gözde şirketinde olduğu gibi Oracle’ın genel merkezinin de çok sayıda Türk çalışanı var. Biz de güzel bir öğle vakti bize zamanını ayıran sekiz Türk arkadaşımızla biraraya geldik ve hep aklımızın bir köşesinde olan soruları birlikte cevaplamaya çalıştık.

Türkiye'ye dönmeyi düşünüyor musunuz? Burada kalmak için ya da TR’ye dönmek için aklınıza gelen ilk nedenler neler? 
Cihangir Aba: Bunu eşimle aramızda sürekli konuşuruz; eğer olursa ilk etapta Türkiye olmayabilir, belki bir Avrupa ülkesi olabilir. Temel neden anne-babalarımız.
Gürşat Olgun: Kısa vadede hayır, uzun vadede evet.
Zeynep Erengil Yürek:  Aklımın bir köşesinde sürekli bu soru var. Nasıl ve ne zaman döneceğimi bilmiyorum, sanırım cevabı şimdilik erteliyorum. Dönmeyi istememin en büyük sebebi aile ve arkadaşlarım.
Baki Yaşar:  Önümdeki 5 yıllık planımda Türkiye'ye dönmeyi düşünmüyorum.
Tuğrul Bingöl:  Türkiye'ye dönmeyi düşünüyoruz. Bunun en önemli sebebi Türkiye'de kalan ailelerimizle daha fazla zaman geçirmek isteyişimiz. Türkiye'yi sevmemiz ve çocuklarımızın (her ne kadar şu anda çocuğumuz olmasa da) Türkiye'de en azından belirli bir süre yaşamalarını istememiz de diğer etkenler.
Kaan Baloğlu:  Türkiye'nin sosyo-politik ve ekonomik risk profili olumlu yönde değişirse ve aldığım eğitim ve kazandığım profesyonel tecrübeyi değerlendirebileceğim bir pozisyon bulabilirsem Türkiye'ye dönebilirim.
Cihangir Aba
Herkesin aklının bir köşesinde Türkiye var anlaşılan, genelde tereddüt edilen nokta profesyonel anladığım kadarıyla. Soruyu daha açık sorarsak, Türkiye'de burada yaptığınız işi yapabilir miydiniz? Profesyonel anlamda tatmin olabilir miydiniz?
Tolga Yürek -
 Burada yaptığım iş yazılım geliştirme. Dünyada en yaygın ve
en güçlü databaşe ürününün çlüster teknolojisini geliştiriyoruz. Bu gibi bir işi dünyada herhalde sadece Silikon Vadisi’nde yapabilirsiniz.
Cihangir Aba - Benim isim doğrudan yazılım geliştirme değil, EMEA bölgesine yeni ürün sunma ve lokalizasyon ile ilgili. Ben Oracle Türkiye'yi 2003 başında bıraktım. O zamanlar İstanbul ofisinde bölgesel görev yapan kimse hemen hemen hiç yoktu. Şimdi durum çok değişik; çok sayıda insan bölgesel görev yapıyor; artık daha "fiyakalı" işler var yani.
Baki YasarBaki Yaşar - 
Genelde Türkiye'deki tatilimi uzatabilmek için Oracle'in Ankara ofisinden yılda bir/iki hafta çalışıyorum. Oracle Türkiye'nin iş kültürü, ofisin atmosferi çok farklı ve daha insan ilişkileri daha yakın. Profesyonel anlamda tatmin olabileceğime inanıyorum, belki yenilikleri takip etmek Silikon Vadisi’nde daha kolay.
Gürşat Olgun - Şu anda yaptığım işin aynısını yapamazdım. Profesyonel olarak tatmin olabileceğimi tahmin etmiyorum.
Zeynep Erengil Yürek - Evet. Türkiye'de de burada yaptığım ise çok yakın ve beni tatmin edebilecek işler olduğuna inanıyorum. Silikon Vadisi'ndeki birçok pozisyon için bu geçerli olmayabilir ama ürün yöneticiliği nispeten esnek ve daha az teknik bir alan. O yüzden birebir aynı iş tanımı ya da aynı ürün yelpazesi olmasa da heyecan verici değişik ürünler ve şirketler olduğuna inanıyorum.
Kaan Baloğlu - Türkiye'de Oracle Database'i büyüklüğünde bir yazılım ürünü geliştirilmiyor. Türkiye'de çalışan arkadaşlarımdan duyduğum kadarıyla orada profesyonel açıdan tatmin olabileceğimi düşünmüyorum.
Tuğrul Bingöl - Şu anda Oracle veri tabanını geliştiren çekirdek bir gruptayım. Geliştirdiğimiz ürünün dünyada kullanım açısından 1 numara olduğunu, milyonlarca insan tarafından ve insanlığın yararına kullanıldığını bilmek oldukça tatmin edici. Ben Türkiye'de en son 1998 yılında Koçbank Bilgi İşlem Merkezi'nde çalışıyordum. O zaman Bilgisayar Mühendisleri için IT dışındaki işlerde çalışmak pek mümkün değildi. Yani araştırma ve geliştirme tarzı işler pek yoktu. Şu anda durum biraz değişti sanırım, o yüzden bu soruya cevap vermek zor.

Zeynep YurekSizce Türkiye'den Oracle benzeri dünya çapında bir teknoloji firmasının çıkma olasılığı nedir? 
Zeynep Erengil Yürek - Bunu görmeye benim ömrüm yetmez herhalde.
Baki Yaşar - İşletme ve yönetim kapasitesin açısından mümkün olduğuna inanıyorum.
Fakat yazılım sektörünün altyapısı ve insan kaynakları yeteneği olarak Oracle gibi bir yazılım devi kurmak artık çok zor. Belki Hindistan'ın outsourcing modeliyle geliştirdiği yazılım ve destek servis modeli daha gerçekçi olabilir.
Cihangir Aba – Bence bu ihtimal sıfır. Tüm Avrupa'da bile bir tek SAP var Oracle'a yakın ölçekte; bu saatten sonra bu büyüklüğe ulaşabilecek firma çıkamaz. Oracle'in cirosu Koç Holding'den daha fazla. Ama sorun başarılı yazılım şirketi çıkması ise o daha farklı bir soru. Kronik problemler olan, sermaye azlığı ve yazılım pazarının kısıtlılığı nasıl aşılır bilemiyorum.
Gürşar Olgun – Ben inşallah çıkar diyorum. 
Tolga Yürek - "Dünya çapında" olabilmek için bir sektörde çok uzun zaman
tecrübe ve genelde dünya pazarına ilk girenlerden olmak gerekiyor. Fakat birisi daha önce düşünülmemiş bir konuda yenilikçi bir buluşla çıkarsa, olabilir. Yalnız beyin rekabeti söz konusu. Silikon Vadisi bence sadece Amerika'yi temsil etmiyor. Dünyanın birçok ülkesinden gelen parlak mühendislerin yoğunlaştığı bir nokta. Bu yüzden Türkiye'deki bir girişimci şirketin üniversitelerimizden mezun olan en parlak gençlerimizi kaçırmaması lazım.
Kaan Baloğlu – Ben de beyin göçü sürdüğü müddetçe ve üniversitelerdeki eğitim
kalitesi Amerika standartlarına yaklaşmadığı sürece mümkün görmüyorum.
Tugrul BingolTuğrul Bingöl - Oracle benzeri şirketler çıkabilmesi için Türkiye'nın yeteri kadar iyi yetişmiş mezun vermesi, araştırma ve geliştirme konularına önem vermesi ve teknoloji konusunda yatırım yapabilecek yatırımcılara ihtiyaç var. Araştırma ve geliştirme konusunda yatırım yapmak bildiğiniz gibi çok risklidir. Yatırımınızın sonucunda bir şey kazanamayabilirsiniz. Türkiye'de birçok yatırımcı bu riski almak istemeyebiliyor. Bunun dışında okullarda öğrencilere biraz girişimcilik ruhunun aşılanması gerekiyor. Üniversiteden mezun olan bir mühendis, mühendislik bilgisinin yanında girişimcilik konusunda da eğitimli olmalı, dünyada neler olup bittiğini bilmeli. Bu şartların hepsinin şu anda Türkiye'de oluştuğunu sanmıyorum. Umuyorum yakın gelecekte bu şartlar oluşur ve Türkiye'den de dünya çapında teknoloji şirketleri çıkar.

Peki ya sizler kendi şirketinizi kurmayı düşünüyor musunuz? Türkiye'ye dönüp kendi şirketinizi başlatmayı düşünür musunuz?
Kaan BalogluKaan Baloğlu - Doğru fikri bulup doğru takımı kurabileceğime inanırsam, evet. Ama kendi şirketimi kurmadan önce kurumsal şirketlerde çalışıp tecrübe edinmenin önemli olduğuna inanıyorum. Türkiye'de şirket kurma konusuna gelince bunun için gerekli yasal ve mali altyapı Amerika'daki kadar gelişmiş değil. Amerika'daki gibi şirket kurmak isteyen girişimcilere risk sermayesi (venture capital) sağlayacak şirketler yok, ayrıca bürokratik zorluklar da çok fazla. Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde bu konularda iyileşme olursa düşünebilirim.
Cihangir Aba - Hayal olarak birgün evet; ama somut plan dersek pek birşey yok. Atlanması gereken asıl hendek insanın kendi işini kuracak cesareti bulması; Türkiye'de ya da ABD'de olması detay.
Baki Yaşar - Son 4 yılda, hey yıl Oracle Hindistan'da çalışanları ziyarete gidiyorum. Bu 4 yıl süre zarfında, Hindistan'da yazılım ve destek sektörünün inanılmaz bir sıçrama ve büyüme yaptığını gözlemledim. Buna benzer bir model izleyerek, belki ilerde bir “Outsourcing" şirketi kurmak fikri neden olmasın?” diyorum. Benim aklımdan geçen Hindistan şirket modelerini kullanıp, Avrupa'daki şirketleri Türkiye'den IT hizmetlerini "Outsourcing" olarak sunmak. En büyük engel Türkiye'deki bilişim sektörünün masrafları Hindistan'a nazaran çok yüksek.
Gürşat Olgun – Bence her mühendisin aklında olan bir şey bu ama zamanlama çok önemli. Ben Türkiye’de iş kurmayı çok isterim ama üstesinden gelinmesi gereken ayrıntı oldukça fazla.
Zeynep Erengil Yürek – Şu anda öyle bir planım yok.
Türkiye'deki teknoparklar hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? 
Çetin Özbütün - İlk düşünüldüğünde cazip olmasına karşın, Oracle gibi global teknoloji şirketlerinin bundan yararlanamamasının sebebi Türkiye'de yeterince bilgisayar mühendisi olmamasıdır. Türkiye'de her yıl mezun olan bilgisayar mühendisi sayısına bakıldığında, şu andaki gereksinimi çok zor karşılıyor. Ortada bir atıl kapasite olmadığı için de yabancı teknoloji şirketlerinin teknoparklara vergi avantajından dolayı akın etmesi beklenemez. Şu anda global teknoloji şirketleri Hindistan'a, Çin'e, hatta Romanya'ya, Bulgaristan'a gidiyor çünkü bu ülkelerdeki atıl kapasite daha fazla. Üniversitelerimizden mezun olan mühendis sayısını ve mezun kalitesini arttırırsak, hem global teknoloji şirketlerinin Türkiye'ye gelme sebepleri artacak, hem de, daha da önemlisi, Türkiye'den global teknoloji şirketleri çıkabilecektir.
Cihangir Aba - Uzaktan izleyebildiğim kadarı ile iyi girişimler var ama yine aynı şeyi söyleyeceğim; sermaye azlığı (risk sermayesi dahil) ve erişilebilir pazar sorunları çok büyük bence.
Tolga Yürek - Bir arkadaşım Türkiye'ye dönüp bir teknoloji şirketi kurdu. Sanırım şirketleri bir teknoparkta ve avantajlarından oldukça memnunlar.
Baki Yaşar - Türkiye'de ODTÜ'deki teknoparkı gördüm. Güzel kurulmuş fakat şu anda mevcut sayı çok az bence. Her Üniversitenin olduğu şehirde, üniversite kampüsünün yakınına kurulabilir.

Aramızda Türkiye'de çalışmış olanlara bir soru: ABD ve Türkiye'deki çalışma kültürü arasında olumlu veya olumsuz farklılıklar gözlemliyor musunuz?
Tuğrul Bingöl -
 Burada çalışma ortamı genelde oldukça serbesttir. İşe giriş-çıkış saatlerinize pek bakılmaz, önemli olan ne ürettiğinizdir. Ayrıca özel hayata inanılmaz bir saygı vardır. Bunlar bana göre buranın avantajları. Öte yandan Türkiye'deki çalışma ortamım çok daha sıcaktı, adeta bir aile ortamında çalışıyordum. İş arkadaşlarım iş dışında da iyi arkadaşlarımdı, hatta hala birçoğuyla görüşürüm. Bunlar da sanırım bizim kültürümüzden kaynaklanan artılarımız.
Zeynep Erengil Yürek - Bunun çalıştığınız şirket ve bağlı olduğunuz yöneticiye göre değişebileceğini düşünüyorum. Gördüğüm farklılıkların başında Silikon Vadisi'ndeki çalışma saatleri ve yeri konusundaki esneklik geliyor. Burada toplantıları kaçırmadığınız, ulaşılabilir olduğunuz ve işinizi düzgün ve zamanında yaptığınız sürece nereden ve hangi saatler arasında çalıştığınızın çok büyük önemi yok. Aslında bu şekilde iş ve özel hayatınızın sınırları silikleşiyor ama doğru kullanılabildiği takdirde iyi bir seçenek. İkinci bir fark ise burada çalışanların daha fazla insiyatif alması, buna teşvik edilmeleri ve fikir ayrıcalıklarının rahatça tartışılması. Son olarak değinmek istediğim farklılık takım çalışmasının Türkiye'de daha başarılı olması. Kültürümüzden kaynaklanıyor, bu konuda motive olmamız daha kolay herhalde. Bireysel olarak ilerlerken ekibin hedefinden de sapmadan aynı noktaya doğru hareket etmeyi daha iyi başarıyoruz.
Cihangir Aba – Bence çalışma kültürü diye bir şeyi genellemek çok doğru değil, kaldı ki Türkiye'deki çalışma ortamları da çok zenginlik gösteriyor ve çalışma yasaları ve alışkanlıkları hızla değişiyor.
Tolga YurekTolga Yürek - Ben Türkiye'de bir bankanın bilgi işlemin merkezinde bir yıl kadar çalıştım. Tecrübe kazanmak için yeterli bir süre değildi. Benim izlenimim oradaki insanların mesai saatlerine çok bağımlı olmaları idi. Burada ise kaçta gelip kaçta gittiğinize kimse karışmıyor. Ama fazla mesai diye birşey de yok. Yazılım mühendisliği için bence buradaki kültür daha uygun ve tercih edilir. Diğer iş alanlarını bilemem.

ABD'deki Türkleri profesyonel anlamda bir araya getirmeye çalışan grupların önemine inanıyor musunuz? Olanları yeterli buluyor musunuz?
Cihangir Aba -
 Önemine tabii ki inanıyorum, ama yeterince ilgilendin mi derseniz mahçup bir cevap vermek zorundayım.
Tuğrul Bingöl – Ben de bu grupların önemine inanıyorum. Olanlar yeterli değil ama bu durum bu grupları yönetmeye çalışan insanların suçu değil bana göre. Genelde bu tür gruplara katılım yüksek olmuyor. Bu söylediğim ABD'deki tüm Türk-Amerika oluşumları için geçerli esasında. Bir şekilde birçok Türk kendini bu oluşumların dışında tutmak istiyor.
Baki Yaşar – Bu tip grupların çok önemli olduğunu düşünüyorum. Diğer milletlerin çok başarılı grupları var bu tip amaca hizmet eden, Hintlilerin mesela. Maalesef benim ABD'deki Türkleri biraraya getiren grupların faaliyetlerine katılma fırsatım olmadı.
Cetin OzbutunÇetin Özbütün – Elbette önemli bu tip oluşumlar, ancak bu grupların başarılı ve sürekli olması bölgedeki (bizim durumumuzda Türklerin) sayıyla doğrudan ilintili. Türkler de sayıca çoğaldığında bu grupların sayısında artış olacağına ve grupların sürekli olacaklarına inanıyorum.
Kaan Baloğlu - Bence bu gruplar, Silikon Vadisı'ndeki kariyer fırsatlarının çabuk bir şekilde duyrulması açısından önemli. Hergün yeni şirketlerin kurulduğu, mevcut şirketlerde yeni pozisyonların açıldığı bir ortamda bir insanın tek başına her şeyi takip etmesi çok zor. Böyle organizasyonlar iş arayan ya da iş değiştirmek isteyenlerin önlerindeki fırsatları görmesine yardımcı olabilir. Şu anda Amerika'da çalışmakta olup Türkiye'ye dönmek isteyenlerin Türkiye'deki şirketlerle temasa geçmeleri de sağlanabilir. Uzun yıllardır Amerika'da çalışmış olanlar tecrübelerini daha kariyerlerinin başındakilerle paylaşıp bir tür 'career coaching' hizmeti sunabilirler. Takip ettiğim kadarıyla bütün bunları sağlayan bir organizasyon yok.

TurkAvenue – Hepinize Turk of America adına vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum. Sizlerle birlikte Silikon Vadisi’nin Türkleri yazılarımızın ikincisini gerçekleştirmiş olduk, daha bir çok güzel haberi paylaşmak dileğiyle diyoruz, tekrar teşekkürler.

KİM KİMDİR?
Çetin Özbütün - Hacettepe Bilgisayar Bilimleri Bölümü’nden mezun olduktan sonra Brown Üniversitesi'den aynı alanda master derecesini aldı. 18 yıldır Oracle'da çalışıyor. 6 yıl Oracle'in ana ürünü olan database'de yazılım mühendisliği yaptı, son 12 yıldır da aynı ürünün AR-GE bölümünde yöneticilik ( VP, Database Data Warehousing Technologies) görevini yürütüyor.

Tuğrul Bingöl – 1995’te Hacettepe Üniversitesi, Bilgisayar Bilimleri ve Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. Sonrasında üç yıl Koçbank bilgi işlem merkezinde çalıştı. 1998 yılında ABD'ye Rensselaer Polytechnic Institute'e bilgisayar bilimleri dalında yüksek lisans yapmak üzere geldi. 2000 yılında mezun olup Silicon Graphics şirketinde iki yıl çalıştı. 2002 yılından beri Oracle'da çalışıyor.

Cihangir Aba - Boğaziçi Endüstri Mühendisliği’nden mezun olduktan sonra, sırasıyla Arçelik, Coretech ve Oracle Türkiye’de çalıştı. 2003 yılında ABD’ye geldi. Burada Oracle'in E-Business Suite adındaki ürün ailesinin EMEA pazarına sunumu, yaygınlaştırılması ve lokalizasyonu ile ilgili çalışmakta.

Gürşat Olgun - Bilkent Üniversite’sinde lisans, Stanford Üniversite’sinde yüksek lisans öğrenimini tamamladı. Asıl branşı elektrik mühendisliği, ancak şu anda bilgisayar mühendisliği yapmakta. 12 yıldır Oracle’da çalışıyor.

Zeynep Erengil Yürek - Kadıköy Anadolu Lisesi, Boğaziçi Bilgisayar Mühendisliği ve Boğaziçi MBA mezunu. Yapı ve Kredi Bankası'nda beş sene yazılım geliştirme konusunda çalıştı. Son sekiz senedir Oracle'da Product Management yapmakta.

Tolga Yürek - Boğaziçi Ünivesitesi Bilgisayar Mühendisliği’nden mezun olduktan sonra UC Santa Barbara’da, aynı alanda yüksek lisansını tamamladı. 12 yıldır Oracle'da Server Technologies bölümünde (database), ve RAC grubunda yazılım mühendisi/software developer olarak çalışıyor.

Baki Yaşar - Anadolu Üniversitesi Elektrik/Elektronik Mühendisliği mezunu. 1994'te ABD'ye gelerek University Of Texas at Arlington'da Information Systems konusunda yüksek lisansını tamamladı. 11 yıl önce Oracle'da IT Analyst olarak işe başladı, şu anda IT grubunda direktör olarak çalışmakta.

Kaan Baloğlu - Boğaziçi Üniversitesi bilgisayar mühendisliği mezunu. Stanford Üniversitesi'nden aynı alanda yüksek lisans derecesini aldıktan sonra Oracle’a katılmış. Dört yıldır Oracle Database'inin veri saklama motoru (Data Storage Engine) üzerinde çalışıyor.
Haber ve Foto: Ayşe Önal Zamboğlu- San Fransisco

Silikon Vadisi Nedir ?

Silikon Vadisi, Güney Kaliforniya'daki San Francisco vadisinin bir parçası olan San Jose vadisine verilen isimdir. Bu ismin sebebi ise bölgede yoğun olarak üretim ve geliştirme faaliyetinde bulunan silikon çip üreticileridir.İngilizce karşılığı Silicon Valley'idir.
Sonradan, yüksek teknoloji ile ilgili sektörleri ifade etmek için kullanılan isim olmuştur. Çünkü pek çok bu tip firmanın merkezi ve/veya çıkış yeri burasıdır. Bunlara örnek olarak Intel, Cisco, Google, HP, Maxtor, Apple, Applied Materials, Oracle,ATi sayılabilir.

14 Kasım 2010 Pazar

RENDER NEDİR ?

Render Nedir ?

Render kelimesi 3D alanında en çok kullanılan terimlerden birisidir.Türkçe karşılığı “sunmak”,  “derlemek” manasına gelen render, çizdiğimiz sahnedeki objelerin bütün hesaplamalarının yapılarak en son ki sunuş aşamasına gelmesi demektir.Çizim esnasında sahnedeki objeler, ışıklar kaplamalar ve efektler uygulanmış olsalar dahi belirgin bir biçimde gerçek görüntüyü yansıtmazlar. Çünkü çizim esnasında hem bu hesaplamaların yapılması hem çizimin yapılması normal bilgisayarların gücünün üstünde bir işlemdir. Bazı sahnelerin render süresi saatleri bulabilir ve saatler süren bir sahnenin gerçek zamanlı olarak hem çizilmesi hem hesaplanması oldukça maliyet gerektirir.Render sahnedeki objelerin, ışıkların ve yansımalarının birbirinden etkilenerek ortama yayılan ışık kümelerinin hesaplanmasıdır.Render motoru başta sahnedeki objeleri ve ışık kaynaklarını varsa efektleri tespit eder ve hesaplamaya başlar.Örnek olarak sağ taraftan vuran bir ışık kaynağının nereye ışığını göndereceğini ve sonunda nerelerde gölge ve bu ışığın parlaklık oluşturacağını hesaplar ve çizimi sunuş haline getirir…
Aşağıda bu işlemleri şematize edersek render işlemini daha rahat anlamış oluruz.

Render Edilmemiş Görüntü (Çizim Aşaması)

3dsmax ve Vray render kullanılmıştır.
Render Edilmemiş Çizim

Render İşlemi (Hesaplamalar)

render edilme işlemi
Yukarıda render hesaplama işlemini görüyorsunuz, Kutu içindeki alan hesaplaması yapılmış fakat henüz renderlanmamış kısımdır.

…Ve Son Olarak Render Çıktısı (Sunum)

render görütnüsü

RENDER NE DEMEK ?

Gerçek zamanlı render demek :

bilgisayar ortamında oluşturulmuş ve anlık olarak zaman içinde değişen bir 3d ortamın görüntüsünü bir dijital kamera gibi sürekli tarayıp ekranda görüntülemek diyebiliriz.

3d ortamın gerçek zamanla paralel olarak saniyede 20 - 30 kare ( veya daha fazla ) görüntüsü alınıp sıra ile ekranda görüntülenerek akıcı şekilde kullanıcıların 3d ortamı takip etmesini sağlayan sistemlere realtime rendering, yani gerçek zamanlı render sistemleri deniyor.


biz de oyunumuzu geliştirirken, arka planda bilgisayarın elektronik aksamı üzerinde oluşan 3d ortamda akan oyunumuzu takip edebilmek için, oyunumuzda, bizim istediğimiz bir noktadan 3d ortamın görüntüsünü alacak ve o görüntüyü bize saniyede 20 - 30 kare şeklinde ( en az ) gösterecek bir gerçek zamanlı render sistemi oluşturmalıyız.

bunu yapmanın iki yolu var :

1.si software render denen yöntem.

eğer 3d ortamdaki görüntüleri taramak ve resme dönüştürmek istiyorsak, bizim istediğimiz bir açıdan 3d ortamın nasıl göründüğünü üçgenler ve açılar üzerinde işlemler yaptırtarak baktığımız düzlemde poligonların nasıl göründüğünü hesaplatmamız gerekir. bunun yanında bu poligonlara kaplanan dokuların poligonun iz düşümüne göre nasıl deforme olduğunu, diğer material özelliklerine göre üzerinde oluşan renk değişimlerini tek tek hesaplayacak ve bunları oluşturup ekrana görüntüleyecek bir sistem yazmamız gerekir. bütün bu işlemleri yapmak için 3d dünyanın bilgisayarda nasıl kurgulandığını ve nasıl saklandığını, 3d ortamın nasıl tanımlandığını bilmemiz ve uzay geometri ilişkilerinden çok iyi anlamamızın yanında iyi ir matematikçi olmamız yada iyi matematikçilerle çalışmamız gerekir. ki bütün o görüntüleri hesaplayacak matematiksel fonksiyonları hatasız, ve en az işlem gücü gerektirecek şekilde yazabilelim.

bu mümkün olsa bile, bütün bu işlemleri bilgisayarın işlemcisi yapacaktır. bütün bu işlemler sırasında çok fazla kesirli işlemler geçecek ve bilgisayarın işlemcisi çok yavaşlayacaktır. bizim bunun yanında oyun akışını ve oyunun içinde geçen olayları hesaplatmamız, içeriği değiştirmemiz ve yeniden oluşturmamız için ekstra işlemci performansına ihtiyacımız olacak.
....

elbette software rendering pek de pratik bir yöntem değil


2.si hardware rendering

yani donanım temelli render sistemi. bu yöntemde, 3d sahnenin görüntüsü bilgisayar donanımı üzerindeki 3d grafik hızlandırıcı donanıma hesaplatılır. bunun için, 3d sahnenin içeriği, kaplamaları özellikleri grafik kartının kendi üzerinde bulunan belleğe aktarılır. grafik kartına 3d ortamın hangi noktasından ve hangi açısından görüntü istendiği tarif edilir. grafik donanımı bu açıdan kendi hafızasına yüklenmiş 3d sahnenin görüntüsünü kendi üzerinde bulunan ve 3d görüntüleri hesaplamak için özel olarak geliştirilmiş grafik işlemcisinde hesaplayıp kendi üzerinden akan ekran görüntüsünün üzerine direkt yapıştırarak işlemci üzerinden akıtmayıp çok yüksek bir hızla 3d sahnenin renderını bize sunar.
bu sayede 3d görüntü hesaplaması için bilgisayarın işlemcisi hiç zaman harcamadığından biz oyunun fizik, dinamik ve etkileşim özelliklerini hesaplatmak için bütün işlemci gücünü kullanabiliriz. böylece oyunlarımızda daha güzel etki ve efektler kullanabiliriz.

elbette donanım temelli render oldukça pratik ve performans açısından çok iyidir. dolayısıyla biz de her oyundaki gibi bu pratik teknolojiden yararlanıcaz. zaten biz de kendi yazılım temelli render sistemimizi geliştirsek büyük ihtimalle opengl ve directx´in bize sunduğu avantajlar kadar geniş özellik ve avantajlara sahip olabilmek için 10 yıl kadar bu yazılım temelli render sistemimizi geliştirmemiz gerekir. ki opengl yada directx yada her ikisini birden kullanmak en doğru yöntem.

peki bu opengl yada directx nerden çıktı? nedir bunlar.

opengl ve directx birbirinin yaptığı işi yapan rakip teknolojiler olmakla birlikte, dünyanın en büyük firmaları tarafından geliştirilen, grafik donanımları ile bizim yazılımımız arasındaki ortak bir aracı geliştirme standartlarıdır.

opengl veya directx standartlarından birini kullanarak bu standardın kod mekanizması ile biz ekran kartına komut gönderebilir ve sonuçları alıp istediğimiz gibi kullanabiliriz.

opengl Silicon Graphics yada sgi adı ile ün yapmış dünyanın en güçlü grafik donanımlarını üreten firmanın geliştirdiği bir realtime grafik standardıdır.

directx hepmizin bildiği Microsoft´un Windows işletim sistemi için geliştirdiği bir realtime grafik standardıdır.

güçlü bir yazılımda opengl ve directx mekanizmalarını bir arada kullanabilir, yada sadece birini kullanabilir yada hiç birini kullanmayıp arada bir başvurabilirsiniz.
ama biz oyunumuzu geliştirirken anlaşılması ve öğrenmesi kolay olan opengl üzerinde yoğunlaşacağız. elbette atelyenin akışı dahilinde directx´e de değiniriz. ama başlarda opengl temelinde çalışacağız.

kısacası, oyunumuzda biz 3d sahnemizi oluşturacağız, render´i opengl ( dolayısıyla ekran kartı ) yapacak. ve biz sonucu alıp program penceresine yapıştıracağız. bunu da saniyede en az 20 - 30 kere olacak şekilde yaptırarak arka planda sürekli içeriği değişen 3d sahnemizi, oyuncunun gerçek zamanlı olarak görmesini ve akıcı olarak takip etmesini sağlayacağız.

gayrısı program geliştirme konularında... allah kurtarsın :)

MARK ZUCKERBERG KİMDİR?

Mark Elliot Zuckerberg, diş hekimi baba ve psikolog annesinin tek çocuğu olarak 1984’te dünyaya geldi. ilk programını 10 yaşındayken yazdı. Lisedeki başarılı notlarıyla Abd’nin en saygın üniversitelerinden Harvard’a girdi.
İlk yılında, okulun en yakışıklı ve en güzel öğrencilerinin seçildiği facemash.com sitesini kurdu. sitede Harvard’daki tüm öğrencilerin fotoğrafları vardı. ancak fotoğrafları bulmak için, üniversitenin veri tabanına girmesi gerekmişti.
Veri tabanını hacklediği ortaya çıkan Zuckerberg, disipline verilince okulu bıraktı. Harvard’lı öğrencileri internet üzerinde buluşturmak için ikinci sitesi olan facebook’u kurdu. Facebook 18 ayda abd’nin en büyük arkadaşlık sitelerinden biri haline gelince, yatırımcılarından ilgisini çekti. Zuckerberg, yatırımcılarla bir akşam yemeğinde buluştuğunda yaşı küçük olduğundan alkol bile içemediğinden, gece boyunca gazoz içti. 18 ay önce kurduğu sitenin bir bölümünü wall street yatırımcılara 60 milyon dolara sattı.
Dünya çapında 2 bin 200 üniversite, 22 bin lise ve 2 bin şirketin buluştuğu facebook, şu anda 13 milyon üyesiyle dünyanın en çok ziyaret edilen 7’nci sitesi. 23 yaşındaki Zuckerberg, bilgisayar endüstrisinin yeni Bill Gates’i olarak nitelendiriliyor.

GOOGLE NASIL DOĞDU ?

Google ilk olarak bundan 7 yıl önce California’da Menlo Park’ta ki bir garajda iki üniversite öğrencisi (Larry Page ve Sergey Brin) tarafından kuruldu. Google kelimesi Milton Sirrota tarafından, Kasnel ve James Newman’ın yayınlamış oldukları "Matematik ve Hayal Gücü" adlı kitapla ünlenen googol kelimesinin üzerinde oynanmasıyla bulunmuştur. Google’ın oluşum süreci ise 1995’lere kadar dayanmaktadır. 

İki üniversite öğrencisi Larry Page ve Sergey Brin ilk olarak üniversiteyi tanıtma turlarında birbirleri ile tanışıyorlar. İnternet sitelerinde anlatıklarına göre her iki karakter birbirleri ile hiç anlaşamıyor ve sürekli münakaşa ediyorlar. Stanford üniverstesi bilgisayar bölümü öğrencileri ve Google.com’un kurucuları olan iki girişimcinin birbirleri ile farklı fikirlere sahip olmaları belki de ortaya bugün kullandığımız gelişmiş arama motorunun ortaya çıkmasını sağladı.
1996 yılı Ocak ayında Larry ve Sergey "BackRub" adlı arama motoru için birlikte çalışmaya başlarlar. "BackRub" adı arama motorunun sitelerden geriye dönük bağlatıları analiz etmesi fikri üzerine kurulur. Her iki genç öğrenci, tüm öğrencilerin yaşadığı parasal sıkıntılarla karşılaşıyorlar. Fikirlerinin çalışıyor olması için sitelerinin bir sunucuda olması gerekir ama sunucuların fiyatları çok pahalı olduğu için Larry düşük kapasiteli bilgisayardan çok başarılı bir sunucu ortaya çıkarır. Bir yıl geçtikten sonra yapmış oldukları BackRub bağlatı analizi görenler tarafından çok beğenilir ve ünleri hızla yayılır. Üniversite içinde ağızdan ağıza teknolojileri konuşulmaya başlar.

1998 yılının ilk yarısında Larry ve Sergey projelerini mükemmel hale getirmek üzere çalışmaya devam ederler. Terabyte boyutundaki ucuz disklerleri alarak Google.com’un ilk veri merkezini Larry’in yurttaki odasına kurarlar. Bu sırada Sergey’de üniversitede bir ofis kurar. Potansiyel yatırımcılar ve arama teknolojilerinin lisansını satın almak isteyecek firmaları çağırmaya başlar.

Ofislerine Yahoo’nun kurucusu ve arkadaşları da olan David Filo’yu da davet ederler. David Filo sıkı bir  çıkardıklarını kabul etmekle birlikte Larry ve Sergey’i kendi arama motoru şirketlerini kurmaya cesaletlendirir ve

- "Tümüyle geliştirdiğiniz ve ölçeklenebilir duruma geldiğinde tekrar konuşalım" der.

Diğer yatırımcılardan hiç biri Google.com’la bu kadar fazla ilgilenmez. Hatta o zamanın önemli bir internet sitesi yöneticisi;

- "Rakiplerimizin % 80’ini kadar iyi olursak bu bizim için yeterli, bizim kullanıcılarımız arama ile gerçekten ilgilenmiyorlar" der.

O günün büyük internet şirketlerinin dikkatini çekemeyen iki ortak kendi başlarına hareket etmeye karar verirller. İhtiyaçları olan sadece yurt odasından çıkmalarını sağlayacak maddi bir destektir. Bir de google.com için satın aldıkları terabyte boyutundaki sabit disklerinden kaynaklanan kredi kartları borçlarını ödeyecek para lazımdır. Böylece doktora aaalerini bir yana koyup melek bir yatırımcı aramaya başlarlar. İlk ziyaret ettikleri hem arkadaşları hem de fakülte üyesi olan Andy Bechtolsheim olur. Bechtolsheim Sun Microsystems’in kurucularındandır. İki gencin gösterdiği demoya ilk bakışta yaptıkları işte çok büyük bir potansiyel olduğunu görür, ancak toplantıda çok az zamanı olduğu için onlara

- "Detaylar hakkında tartışmak yerine size sadece bir çek yazayım" der

ve Google Inc. adına 100.000 USD lık bir çek yazıp onlara verir.

Andy’nin yapmış olduğu bu yatırım aslında bir ikilem yaratmıştır. Yasal olarak Google Inc. şirketi olmadığı için bu çeki tahsil etmekte mümkün değildir. İki genç aile fertleri, arkadaşları ve yakın tanıdıkları ile şirket kurma çalışmalarıyla uğraşırken çek bir kaç hafta Larry’nin çekmecesinde bekler. Sonunda başlangıç sermayesi olarak yakınlarından 1 milyon doları toplayarak, şirketin ilk sermayesi için bir araya getirirler.

7 Eylül 1998’de Google Inc. California’da ki Menlo Park’da kapılarını tüm dünyaya açar. Kapı bir uzaktan kumandayla birlikte gelir. Çünkü ofisleri bir arkadaşlarının garajına bitişiktir ve kiracısı olduğu bu yeri onlara ikinci defa kiralamıştır. Bu yeni yerin büyük avantajları vardır; Çamaşır makinası, kurutma makinası ve jakuzi. Ayrıca şirkete alınan ilk eleman içinde park yeri de vardır. Bugün Google’ın teknoloji yöneticisi olan Craig Silverstein şirkete alınan ilk çalışandır.

Şirket açıldığında hala beta aşamasında olan Google.com günde 10.000 arama sorgusunu cevaplar. Başarılı sorgulama sonuçları basının ilgisini yeni kurulan bu şirkete çekmeye başlar. USA Today ve Le Monde gazetelerinde google.com’u öven makaleler çıkar. O yılın Aralık ayında PC Magazine dergisi Google.com’u ilk 100 site içinde gösterir ve 1998’in en başarılı arama motoru seçer. Böylece Google.com tüm dünyayla tanışmak üzere yola koyulur.

Google.com her yeni girişimci şirketin başına gelen sorun gibi ilk ofisleri olan Menlo Park’daki yer artık onlara yetmez. Şubat 1999’da yani kurulduklarından sadece 6 ay sonra Palo Alto’daki üniversite caddesindeki yeni ofislerine taşınırlar. Çalışanların sayısı nerdeyse üç katına çıkmış ve sekiz kişiye ulaşmışlardır. Arama motor günde 500.000 sorgulamayı karşılamaktadır. Şirkete olan ilgi yoğunlaşmıştır. Red Hat ilk kurumsal arama motoru müşterisi olarak Google.com sunucularında Linux açık işletim sistemi kullanılmak üzere onlarla anlaşma yapar.

7 Haziran’da şirkete Silikon vadisinin önde gelen risk sermaye şirketleri Sequoia Captial ve Kleiner Perkins Caufield & Byers 25 milyon dolarlık ikinci tur finansal sermaye girişini yapar.

Larry ve Sergey’in projelerini bugün tanımlamalarını istesek ve internet kullanıcıları neden sizi kullansın diye sorsak herhalde basit bir cevap verirlerdi:

"Arama motoru teknolojisine yenilik getirdik, yazılımımız aradığınız sözcükle bağlantılı sayfaları diğer arama motorlarından farklı analiz ederek daha iyi sonuç ortaya getiriyor ve kullanıcılar zaman kazanıyorlar."


Endüstri çağını geride bırakıp bilişim çağını yaşamaya başladığımız bu günlerde artık eski başarı hikayelerinin de yavaş yavaş değiştiğini görüyoruz. Günlük hayatımızı değiştiren dev firmaların doğuşu artık onlarca yıl sürmüyor. Hayat eskisinden çok daha hızlı bir şekilde akıyor ve bir bakıyorsunuz on yıl içinde hiç olmayan şirketler en büyükler arasında yer almış.

Böylesi hızlı bir gelişmeyi çok seneler önce Microsoft'la görmüştük. Sonra onu Yahoo, Amazon gibi internet çağının devleri izledi. Ama içlerinden birisi var ki hepsinden daha çok hayatımıza girdi, alışkanlık halini aldı. İşleyiş ve felsefe bakımından da üniversitelerde belki ders olarak okutulması gereken, şimdiye kadar kafamızda oluşturulan iş yeri fikrini çöpe atan ve yaratıcılığın sınırlarını sonuna kadar zorlayan, son derece dinamik bir bilişim devi Google.

Neden bu kadar heyecanla anlattığımı yazının ilerleyen bölümlerindeki resimlere baktığınızda ve vereceğim adreslerdeki videoları izlediğinizde anlayacaksınız. Ne yazık ki bu videolar İngilizce ama en azından Google Yerleşkesi'ni ve oradaki hayatı görmek açısından çok işe yarıyorlar.

Ama önce Google kelimesinin nereden geldiğine bakalım. Aslında birden sonra yüz tane sıfırdan oluşan sayının ismi olan Googol kelimesinin biraz değiştirilmesinden başka bir şey değil. Google bu terimi internet üzerinde bulunan çok büyük miktarlardaki bilgiye atıfta bulunmak için kullanıyor. 

Her Şey Nasıl Başladı

1995 - 1997 

Google'ın kurucuları Larry Page ve Sergey Brin ilk tanıştıklarında 24 ve 23yaşlarında üniversiteden yeni mezun olmuş gençlerdi. İlk başlarda konuştukları her konu hakkında zıt görüşleri savunmuşlardı ancak bu ikilinin ortak düşündüğü bir konu vardı: İnternet üzerinde bulunan tonlarca verinin bir şekilde sınıflandırılması ve arandığı zaman kolayca bulunabilmesi.

1996 yılında beraber çalışmaya başlıyorlar ve "BackRub" adını verdikleri arama motorunu geliştiriyorlar. Eski düşük seviye bilgisayarlardan kurdukları sunucu ortamı için üniversiteye yeni gelen parçalar arasında ödünç alabilecekleri parçalar bulabilmek o zamanlar için büyük nimet sayılıyor.

Aradan geçen bir yıl içerisinde bağlantıların çözümlenmesi için BackRub'ın getirdiği yeni yöntem gittikçe daha fazla ün kazanmaya başlıyor. 

1998 
Larry ve Sergey çalışmalarını geliştirmeye devam ediyorlar ve pazarlık ederek satın aldıkları terabyte kapasiteli diskleri Larry'nin yurt odasına yerleştiriyorlar böylece Google'ın ilk veri merkezi hayata geçmiş oluyor. Bu arada Sergey de potansiyel müşterilere ellerindeki ürünü anlatıp proje için kaynak sağlamaya çalışıyor. Ancak o zamanlar yükselişte olan ".com" şirketleri bile bu işe pek sıcak bakmıyor.

Hatta görüşülen potansiyel alıcılar arasında Yahoo'nun kurucularından David Filo da var ve genç iki arkadaşa projelerini kendilerinin geliştirmelerini ve belirli bir noktaya geldikten sonra müşteri aramalarını tavsiye ediyor.

Büyük oyuncuların ilgisini çekemeyeceklerini anlayan Sergey ve Larry kendi başlarına devam etme kararı alıyorlar ancak veri merkezini kurmak için kredi kartlarına yüklendiklerinden parasıkıntısı yaşıyorlar.

Tam bu sırada şansları geri dönüyor ve Sun Microsystems'in kurucularından Andy Bechtolsheim'la kısa da olsa bir görüşme ayarlayabiliyorlar. Yaptıkları sunumun sonunda Andy'nin bir yere yetişmesi gerektiğinden ikiliye aceleyle 100.000 $ değerinde bir çek yazıp ayrılıyor. Google Inc. adına yazılan bu çek ortada henüz öyle bir firma olmadığı için uzun sürebozdurulamadan bekliyor.

Eylül 1998'de üç kişilik kadroya sahip şirketlerini bir arkadaşlarının garajına yerleştiriyorlar. Bu arada günlük 10.000 arama sayısına yaklaşan beta aşamasındaki site gazetelerin ilgisini çekmeye başlıyor. Aralık 1998'de PC Magazine, en iyi 100 internet sitesi ve arama motoru arasında Google'ı da gösteriyor. Böylece Google gittikçe artan bir hızla tanınmaya başlıyor

1999 
Hızlı bir büyüme sürecine giren şirket sekiz elemana ve günde 500.000 sorguya erişiyor. En sonunda geliştirilmesi başlangıç için tamamlanan site 21 Eylül 1999'da beta yazısını kaldırıyor
2000 
Googleplex adını verdikleri ve şu anda da kullanılan şirket merkezinde yazının ilerleyen bölümlerinde daha ayrıntılı anlatacağımız yeni bir çalışma anlayışı gelişiyor. Hikayenin devamını zaten biliyorsunuz. Google şu anda günde 200 milyon sorguya cevap veren ve 500'den fazla çalışanı olan büyük bir şirket haline geldi. 
Google'ın Arama Teknolojisi 
Geleneksel arama motorları aranılan kelimenin her hangi bir sayfada kaç kere geçtiğini esas alarak çalışır. Google biraz daha farklı bir yöntem izliyor ve genellikle yarım saniyeden kısa bir sürede yapılan hesaplamalarla insan katkısı olmadan sonuçlar karşınıza getiriliyor. Bu teknolojinin temelinde, Larry ve Sergey tarafından geliştirilen, PageRank ve Hypertext Eşleme Çözümlemesi teknikleri yatıyor. 
PageRank 
Bu yöntem, internette bulunan sayfaların, 500 milyondan fazla değişken ve üç milyardan fazla terimle hesaplanarak, tarafsız bir şekilde seviyelendirilmesidir. PageRank yöntemi bağlantıları saymak yerine onları sınıflandırma amaçlı kullanır. Örnek vermek gerekirse sayfa A'dan sayfa B'ye verilen bir bağlantı sayfa A'dan sayfa B'ye verilen bir oy şeklinde algılanır. Google bu oyları karşılaştırarak sayfaların önemlilik seviyesine karar verir.

Ayrıca oyları (bağlantıları) veren sayfaların seviyesi de hesaba katılır. Yani yüksek seviye bir sayfadan verilen bağlantının ağırlığı daha fazla olur. Bu yöntem tarafından onaylanmış ve tamamen dinamik şekilde belirlenen seviyelere göre bir Google araması yapıldığında seviyesi yüksek olan sayfalar diğerlerine göre daha yüksek sıralarda çıkarlar.

Google kesinlikle kendi çalışanlarını bir sayfanın önem sıralamasını belirleme işleminde kullanmıyor. Buna bir örnek vermek gerekirse arama bölümüne başarısızlık anlamına gelen "failure" kelimesi yazılıp aratıldığında birinci sırada Amerika Başkanı George W. Bush'un Beyaz Saray internet sitesindeki sayfası çıkıyor. Bu durum bir süre önce e-postalara konu olmuştu ve elden ele dolaşmıştı. Gelen tepkiler üzerine Google'dan yapılan açıklamada sayfa önceliklerinin tamamen kendiliğinden belirlendiğini Bush ve başarısızlık kelimesinin internet üzerinde çok fazla yan yana kullanılmasından ve internet üzerinde pek çok sayfanın Beyaz Saray'ın internet sitesindeki bu sayfaya bağlantı vermesinden dolayı böyle bir sonuç çıktığı belirtilmişti.

Google'ın böyle bir yöntem kullanmasından dolayı kendi seviyelerinin artması ve arama motorlarında ön sırada çıkabilmek açısından bazı firmalar diğer yüksek seviyeli sayfalara kendi bağlantılarını koymaları için para bile ödüyorlar. Belki dikkatinizi çekmiştir bu amaçla kullanılmak üzere bazı sayfalarımızın alt kısmında yan yana üçerli gruplar halinde bağlantılar (backlink) yer alıyor.

Hypertext Eşleme Çözümlemesi 
Yine geleneksel arama motorlarının tersine Google hypertext (yardımlı metin) tabanlı bir arama motoru. Yani bir sitede bulunan bütün yazıların yazı karakterine, bulundukları yerlere ve alt gruplarına bakarak o sayfa hakkında karar veriyor. Ayrıca söz konusu olan sayfalara komşu sayfaları da bu çözümleme sürecine katıyor. Bu derinlemesine etkili veri çözümleme tekniği sayesinde Google yapılan aramaya en yakın sonuçları karşımıza çıkarabiliyor.

Burada anlatılanlar Google'ın kullandığı tekniklerin en temel olanlarının basitçe anlatılmış halleri aslında süreç çok daha karmaşık. Günümüzde eğer bir sayfanın devamlı okuyucusu değilseniz büyük ihtimalle aradığınız bir bilgiye arama motoru sayesinde ulaşıyorsunuzdur. Bu yüzden arama motorlarında ön sıralarda çıkan sitelerin okunma oranı da daha fazla oluyor. İşte sırf bu amaçla yani sizi arama sonuçlarında daha yüksek seviyelere getirmek için çalışan yeni bir meslek doğdu: Arama Motoru Mühendisliği. Bu kişiler Google'ın ve diğer arama motorlarının ne tür şeylere dikkat ettiğini çok iyi biliyorlar ve sayfanızı nasıl yapmanız gerektiğini size söylüyorlar. Bir çeşit danışmanlık hizmeti gibi düşünülebilir. Ancak internet üzerinde bunu yaptığını iddia eden pek çok kişi var. Google'ın arama motorunda devamlı değişiklikler yaptığını ve sürekli yeni özellikler eklediğini düşünürseniz bunların büyük çoğunluğunun uydurma veya yetersiz olduğu sonucuna varabiliriz. Bu yüzden kendisinin bu konuda bilgili olduğunu söyleyen kişilere dikkat etmenizde fayda var çünkü Google resmi olarak böyle bir yetki veya sertifika kesinlikle dağıtmıyor. 

Yaratıcılık, Dinamizm, Sinerji 
Google, çağın hızına uygun ve son derece esnek yeni bir çalışma yöntemi getirdi. Yazı içinde gördüğünüz resimler ve videolar sanki farklı bir kurtarılmış dünyada yaşıyorlarmış hissi getiriyor. Hayatın dinamik olgularını kendi kafalarına göre değiştirmeye çalışmıyorlar bunun yerine kendilerini ona uyduracak yaratıcı fikirlerle ortaya çıkarıp bunu zaman içinde geliştirme yöntemini seçiyorlar. En iyi hizmetin bile mutlaka geliştirilecek bir yanı vardır mantığıyla yaratıcılıklarını engellemiyorlar. Hatta yaratıcılıklarını kaybetmemek için en olmadık şeylerle karşımıza çıkabiliyorlar.

Son zamanlarda kulağımıza sıkça gelen kelimelerden biri de sinerji. Ne demek sinerji; eş zamanlı ve uyumlu hareketten doğan güç. Sinerjiyi yakalamak pek kolay bir şey değil. Öncelikledoğru insanlar ve doğru ortam şartları gerekiyor. Google'ın bunu çok iyi becerdiğini söyleyebiliriz.

Bilişim çağında çok hızlı değişen akımlara uyum sağlamak hatta bu akımları bizzat yaratmak için son derece dinamik bir yapıya sahip olmak gerekiyor. Çalışanların büyük kısmınıngençlerden veya genç kalanlardan oluşuyor olması Google'a bu konuda önemli artı sağlıyor.

Kısacası Google'ın böylesi kısa bir zaman içerisinde büyük bir başarıya imza atmasının sırrını bu üç kelimede özetleyebiliriz: Yaratıcılık, dinamizm, sinerji... 

Google nasıl para kazanıyor! 
Şimdi Google’nin sitesine giriyoruz aramamızı yapıyoruz ve çıkıyoruz.Google’nin verdiği google earth vb. Programları bedava indiriyoruz kullanıyoruz.Hatta yeni bir çok hizmetini kullanıyoruz.Süreklide yeni hizmetleri çıkıyor zaten...

Peki Google’yi dünyanın en çok kazanan şirketlerinden birisi yapan nedir,parayı nereden kazanıyorlar.Ben bu soruyu kendi kendime epey sormuştum aslında ama site yapmaya başlayınca öğrendim.Google’nin para kazanma mantığı aslında çok kolay,hatta o kadar kolayki sistem kendi kendinede dönüyor denilebilir.

Google’nin oluşturduğu düzene göre hem kendileri hemde web sitesi sahipleri kazanıyorlar.İş böyle olunca herkeste kazanıyor zaten...

Google web siteleri ile 2 şekilde anlaşır.
1-Reklam veren olarak
2-Reklam yayınlayan olarak
Biz önce reklam verenlerden başlayalım; Google reklam yayınlamak isteyen web sitesine derki sen benim verdiğim kodları al sitene koy bende rasgele site reklamları koyacağım oraya,ziyaretçilerinin her tıklamasında da sana belli bir ödeme yapacağım.

Hemen hemen bütün siteler bu anlaşmayı yapıyor.Böylece web siteleri için para kazanma imkanı doğarken,Google içinde reklam yayınlayacak milyonlarca alan oluşuyor.Şimdide Reklam verenlere dönelim; Google reklam vermek isteyenlere derki , senin reklamını milyonlarca farklı internet sayfasında yayınlayabilirim.Bunun karşılığında da senden bu reklamlara tıklayıp sitene gelen her kişi için belli bir miktar alırım.(Bu anlaşmanın detayları iki taraf arasında görüşülür.)

Google bu anlaşmayı yaparken belirlediği fiyatlardaki mantık şöyledir: